26 Nisan 2008 Cumartesi

Çikolata kutum

Önceki yazılarımdan birinde eski bir çikolata kutusunun üzerine desen çizip işlediğimden bahsetmiştim. Fark ettim ki kutunun bitmiş halini sizlerle paylaşmamışım. Bugün hem onu hem de annanemin benim için yaptığı kurdele nakışından minik panoyu paylaşayım ve burdan annaneciğime de bir teşekkür edeyim dedim.



Deseni çizmiş, dalları işlemeye başlamıştım ama baktım çiçekler zor olacak, bir süre kaldı dolapta. Sonra bir gün aklıma kurdele nakışı ve annanem geldi. Aldım kutuyu gittim annaneme, kenarında bu çiçekler varmış, silikon tabancası ile yapıştırdık ve bitmeyen kutu bir anda bitti. Başladığım bir iş böyle yarım kaldı mı acayip huzursuz oluyorum ama bitti ya, şükür...




Daha önce annanemin el işini ve gezmeyi ne kadar sevdiğinden bahsetmiştim. Yakında el işi sezonunu kapatıp gezmelere başlar bu da gitmeden benim için yaptığı minik pano. Aslında o kadar güzel şeyler yaptı ki, bu yaptıklarının yanında sıfır kalır. Her seferinde fotoğraf makinemi yanıma almayı unutmasan onları da size göstermeyi ve nasıl bir annanenin torunu olduğumu size kanıtlamayı çok istiyorum ama ahhh unutkanlığım yok mu ?

Annaneciğim ellerine ve gönlüne sağlık. Allah nice sağlık, sıhat dolu mutlu günler göstersin sana inşallah.

Bu arada Mardin' den kayınvalidem geldi, bir süre yazamazsam haberiniz olsun.

(Fotoğraf geçen hafta sonu gittiğimiz piknik öncesi babasının kucağındayken çekildi.)

23 Nisan 2008 Çarşamba

Elif' in ilk 23 Nisan' ı





Dün dışarı çıkmak için hazırlık yaparken kapımız çaldı. Anne kız koşa koşa gittik, baktık.
Kargo gelmiş de... biz hiç kargo beklemiyorduk ki....
Paketi açınca anladık ki; annanemiz ve dedemiz Elif' e 23 Nisan süprizi yapmışlar ve Elif' e bu güzel cicileri yollamışlar.
Bugün bayramlıklarını giydi, portakal hanım oldu :))
Annecim ve babacım çok teşekkür ederiz...en yakın zamanda bekliyoruz, öptük...

17 Nisan 2008 Perşembe

Küçük kızlara yada büyümeyen annelere


Bu anne kız çay setini görünce tam Elif ve benlik olduğunu düşündüm ama malesef çok geç kalmışız, satılmış bile...çok üzgünüm,çoookk...
Ben zaten büyümeyen bir çocuk. Hala gözüm oyuncaklarda ne zaman bir oyuncakçının önünden geçsem iç sesim hadi girelim diyor. Dış sesim yeter artık abartma almadan bişey çıkmazsın diyor.
İç ve dış ses arasında durmadan boğuşup duruyorum.
Aslında hep içimde küçük bir kızın annesi olmaya hazırlık yapan küçük bir anne varmış.
Kaç kişi 22 yaşında vizelere çalışırken kafa dağıtmak için çocuk kitabı okurdu. Ben okudum ve hep bir gün kızıma okuyacağım günü hayal ettim. Yeri gelmişken eğer sizde geleceğe yatırım yapmak isterseniz bir iki kitap önerim olacak.
İlki çocukların hayal güçlerini geliştirecek birçok ülke' de Çocuk kitabı dalında ödül almış ve 20' den fazla dile çevrilmiş olan Bitmeyecek öykü. Benim okuduğum günden beri baş ucumda. Yazarı Michael Ende. İkincisi ise Momo yazarı yine Michael Ende.
Aslında benim bu kitapla tanışmam da çok enteresan oldu. Çanakkale' nin eski kitapçılarından biri olan Orka kitabevi' ne girdiğim o gün aklımda hiçbir kitap yoktu. İçimden roman v.s hiçbir şey okumak gelmiyordu ama biliyordum ki beni zorlayacak olan vize dönemini en iyi kitap okuyarak atlatabilirdim çünkü kitap okumak beni rahatlatan tek şey ( şimdilerde el işi yapmak olduğu gibi). Herneyse kitapçıdan bana yardımcı olmasını istedim. Kitapçı bir kaç adım ilerleyerek Michael Ende İçin oluşturduğu özel bölümden bahsettiğim ilk kitabı çıkardı .Ve ben hiç tereddütsüz o gün o kitabı aldım. Aldığım kitapların ön sayfasına genelde tarih atarım kitap bittikten sonra fark ettim ki o gün 23 Nisan mış. Meğer ben hiç fark etmeden içimdeki küçük kıza bir 23 Nisan hediyesi almışım.
Çocukları sevindirmek gerçekten çok kolaydır ve onları mutlu ettiğinizde size yaşattıkları mutluluk da hiçbir şeyin yaşatamayacağı kadar büyüktür. Mutluluktan parlayan küçücük gözler ve heyecanla pakete saldıran minik eller.
Şimdi küçük bir çocuk olsaydım en çok ne isterim biliyor musunuz? Yukarda ki çay setiniiii...
Eğer el yapımı, butik bir hediye ise ardığınız bence şurayı bir ziyaret edin derim.

Kelebekler gibi...




14 Nisan 2008 Pazartesi

La cucina de Seda


Kanaviçeden uğur böcekli mutfak saati yapmıştım, baktıkça o kadar da içime sinmiyordu, bu yüzden resmini hiç koymadım. Geçen gün onun yerine yenisini yapayım dedim. Aldım elime iğneyi, ipliği.

Bu aralar öyle pek örnekten bakıp işleyecek halim yok. Bir Elif' e bak, bir işe bak takip etmesi çok zor oluyor. Bu yüzden kendi yaratıcılığımı kullanıp bişeyler yapmaya çalışıyorum.

Ne yapayım, ne yapayım diye düşünürken La Cucina yazayım dedim. İtalyanca aşk mutfağı demek. Çok zaman önce okuduğum sadece ismini ve kapak tasarımını beğendiğim bir kitabın adı.

La cucina yazısını yazarken aklıma daha önce yabancı el işi sitelerinde gördüğüm işlemesi basit ama görüntüsü hoş bir işleme tekniği geldi. Bu seferde La cucina yazısına uygun olarak bu işden bir örnek aramaya başladım. Şansım yaver gitti de bir, iki aramada buldum. Onu da işledim. Bu kez yan tarfında bir eksik var gibi geldi. Ne yapayım derken annemin kek tarifi geldi aklıma, habire defterden bakıp yapıyordum. Bari elimin altında gözümün önünde olsun dedim ve onu işlemeye karar verdim. Tabiiii olmayan italyancamla çat pat. Oldumu olmadı mı bilmiyorum, olmuştur her halde? Olmadıysa da canım sağ olsun bilen biri öğretir belki.

Şimdi madem italyancan yok ne demeye italyanca yazdın diyebilirsiniz. Bunun iki nedeni var. Biri; küçükken bizim mutfak masasının üstünde baharatlık vardı, küçük küçük şişeler üstlerinde baharatların ismi ( ingilizce) yazılıydı. Okumayı öğrendikten sonra kardeşimle çiğne çiğne bitiremediğimiz yemekleri yerken hep onları hecelerdik, arada baharatların ingilizcesini de öğrenmiş olduk. burdan yola çıkarsak belki bir iki kelime italyancam olur dedim. İkincisi ise; mutfağın dili olsa italyanca konuşurdu diye düşünüyor olmam.

Peki ne olacak bu diye merak eden olduysa hemen söyliyim. Dikiş makinası alıp, dikiş dikmeyi öğrendiğim gün mutfak önlüğünün önüne aplika olacak. Tabi o zaman kadar sabredip anneme yada halama rica etmezsem :))


Bu arada bu işi işlerken habire iğneyi nereye koyacağımı şaşırdım durdum. Meğer ne çok ihtiyacım varmış bir iğnedenliğe. Daha önce annaneme ve halama yapmıştım ama kendime neden yapmadım bilmiyorum. İşte birde ihtiyaçtan iğnedenlik yaptım kendime. Basit bir örnek ama ortasına koyduğum swarovski taş ve aynı renk püskülle bence güzel oldu. Bunu yapaken aklıma gelen yeni fikirleri hangi ara yapacam bilmiyorum.


Zaten böyle işler yaparken aklıma gelen yeni fikirler yok muuu? hani derler ya bulgurluya gelin mi gidecen, o misal işliyorum da işliyorum.


Haftasonu benim malzeme cennetime yani Semih Yener' e gittik ve ben yine kendimi kaybettim. Bana uzunca bir süre gidecek kadar çok etamin kumaş aldım hani işle işle bitmez. Birde tv' de görüp kendi kendime yapmaya çlıştığım brezilya nakışının iplerinden de aldım. Eve döndükten ve Elif' i uyuttuktan sonra hobi dolabımı düzenlerken ne kadar mutlu ve huzurlu olduğumu tahmin bile edemezsiniz.
Eksikler bitti mi ne yazık ki hayır bir ara İngiliz keteni arayacağım, yapacaklarım süprizzzz...

13 Nisan 2008 Pazar

Canım kızım;

Canım kızım;
Yüzündeki bu gülüşü her gördüğümde
yada
mutluluğunu çığlıklarınla haykırdığın da
anlıyorum ki
ben bu dünya' ya senin annen olmak için gelmişim.
Hayatıma kattığın
anlam,
mutluluk
ve
daha bir çok şey için...
Allah' a ne kadar şükretsem az.
seni seviyorum...
Bazen kelimeler az kalır duyguların yanında, ben yine öyle anlardan birini yaşadım. Umarım birgün seni ne çok sevdiğimi anlarsın.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Baby Sling ve Cevdet Eldemir


Sling ile ilgili yazmak istiyordum ama bir türlü vakit olmadı, aslında vakit olmadı demek de yanlış çünkü yaptığım işlerin fotoğraflarını koydukça " yapma Seda, kendini kandırma" diyorum. Biliyorum resmen tembellik bu herşeye vakit ayırıyorum da bir bloguma mı?
Herneyse slingimi hala kullanıyorum ve çooook memnunum. Hayatımı öyle çok kolaylaştırıyor ki... Özellikle acil yapmam gereken market alışverişlerinde poşetlerimi, bebek arabasını mı taşıyacağımı bilemediğim zamanlarda ve kısa mesafe yürüyüşlerinde.
Bazen anneler görüyorum sokakta kucaklarında bir bebek birde ellerinde tutmak zorunda oldukları küçük çocukları, ne büyük zorluk hatta işkence. İçimden bir ses git yanına anlat, göster, tarif et diyor. Tabi bana ne oluyorsa. (İşte birde böyle bir yanım var, herkese yardımcı olmaya çalışmak gibi.)
Keşke biri çıksa tv' de gösterse....Derya Baykal' ın proğramında mesela. Geçenlerde izlediğimde denk mi geldi yoksa genelde mi annelerin hayatını kolaylaştıracak fikirlerde veriyorlar bilmiyorum. Fikir; bebek yıkama önlüğü, yıkarken hem annenin üstü ıslanmıyor hemde yıkama sonrasında bir ucundan tutulduğunda bebek bornozu oluyor. Fikir güzelll... ama benim gibi temiz olmaz kaygısı taşıyanlara uymaz. Ben bebek küvetini bile kullanamadım (içime sinmedi) ki en güzelini aldığım halde. Ne oldu, banyo süsü oldu :))


Yine mevzuyu dağıttım. Slingimi çok sık kullandığım için ve arada giydiğim bazı kıyafetlerede uymuyor diye annemlere gittiğimde yine Çanakkale' deki Aynalı Çarşı' dan Cevdet Eldemir' in ipekli kutnularından bir tane aldım. İkincisini aldığım için de pazarlık yapayım dedim, girişi de " bak bu ikincisi" diye yapınca adam sordu " kızım sen bunlarla ne yapıyosun ki? "... (bu arada pazarlıkta hiç başarılı değilimdir, bu kezde olmadı.)
Eminim ki bu kumaşlar bu amaç için üretilmiş kumaşlar değillerdir, ama günümüzde kim ne için kullanabilir ki ?
Açıkçası ben üzülüyorum böyle güzelliklerin yok olup gitmesine, unutulmasına. Sentetik bir dünyada yaşıyoruz ve hızlı üretip, çabuk tüketiyoruz bari eskilerin kıymetini bilelim de onları değerlendirme yolları bulalım, yoksa herşey gibi bu güzel kumaşı da yakında müzelerde göreceğiz.
Kutnuları değerlendirmenin bence en iyi yolu sling olayı. Yazının sonunda belki bu kumaşlardan almak isteyen olur diye adres ve telefon numaralarını vereceğim ama ondan önce kutnu kumaşı ile ilgili birkaç şey paylaşmak istiyorum. Ben bu bilgileri çok önce Mardin sevdam yüzünden aldığım Güneydoğu Anadolu gezi rehberimde buldum ve derledim. ( Tembellik yapmazsam bir ara Mardin sevdamdan ve nasıl Mardinli olduğumdan bahsederim. )


Padişahın gözdesi kutnu kumaş...
Gök kuşağını renklerinin hakim olduğu, tezgah dokuması, işlemeli, parlak kumaşın adı Kutnu. 16 y.y itibaren Gaziantep' de dokunan kutnu kumaş padişahların ve alımlı giyinmek isteyen pek çok kişinin tercihi olmuş hatta öyle ki Avrupa ve Amerika' ya kadar ulaşmış haklı bir ünü varmış. Bir dönem İngilizlere istedikleri miktarda gönderilemeyince, kendi tezgahlarını kurup, dokumak istemişler ama boşa kürek çekmişler.
Günümüzde, Gaziantep' de bu kumaşı el tezgahında dokuyan tek isim Cevdet Eldemir. 6 yaşında bir ustanın yanına çırak olarak giren, uzun yıllar bu kumaşı dokuyan Cevdet Bey, aynı işin işletmeciliğini 35 yıldan fazla zamandır yapıyor. ( Kitap yayınlandığında 71 yaşındaymış)
Üretimi Gaziantep' e bağlı Arıl ve İbrahimli köylerindeki 60 tezgahta yapılan kutnu kumaşı dokumak nerdeyse iğneyle kuyu kazmak kadar zor. Önce bobinler halinde olan ip "devere" adı verilen dolaplarda çile haline getiriliyor ve kutnuculuğun en zor tarafı çilelerin boyanma faslı. İpler 100 derecelik kazanlarda kök boyayı emene kadar bekletiliyor. Kazandan çıkarılıp, sıkılan iplikler kuruduktan sonra dokuma sonrasında kopmaması için "mezekçi" denen kişilere gönderilerek düzeltiriliyor. Desenlerine göre taraklara geçirilen ipler artık dokumaya hazır oluyor.
Eskiden kumaşın tamamı ipekken günümüzde çözgüsü ipek, atkısı pamuk ipliği oldu. Böylesine zorlukla dokunan kutnunun eni 50 ila 60 cm arasında değişiyor ve çözgü sayılarına göre değişik isimler veriliyor.
Motorlu tezgah işi kutnu İstanbul' da Kapalıçarşı' da bulunabilir ama illa el tezgahında dokunan diyorsanız bu işte tek isim Cevdet Eldemir.
Adr: Bakır Han Kat:2 No:108 Gaziantep Tel: (0 342) 231 53 71

Baby slingi nasıl bağlayacağınızı gösteren videoları burdan izleyebilirsiniz.

Dünden kareler...


Elif' in oyun saatinde ,

Benim yaptığım el işim.

Mama öncesi hazırlığımız
ve

Uyku sonrası şirinliğimiz...

3 Nisan 2008 Perşembe

Elif' den Defne' ye....

Blogunu severek ve beğenerek okuduğum Hülya' nın dünyalar güzeli kızı Defne için uzun zamandır minik bir armağan hazırlamak istiyordum. Geçen hafta annemlerde olunca fırsattan istifade yapmaya başladım ama bitirmek bu akşam kısmet oldu. Bunun benzerini Elif' in odasına kapı süsü olarak yapmıştım ama ne yalan söyliyim bu son yaptığım daha çok hoşuma gitti. Defne' min kısmeti :) Allah hep kısmetini böyle güzel yapsın inşallah. Güle güle iyi günlerde kullansın...

1 Nisan 2008 Salı

Çok uzun zaman oldu...

Çok uzun zaman oldu yazmayalı farkındayım; beni ve Elif ' i merak eden dostlarımı merakta bıraktığım içinde ayrıca özür dilerim. Allah ' a çok şükür hepimiz gayet iyiyiz.
Daha önceki yazımda hayallerimden, yapmak istediklerimden çok kısa da olsa bahsetmiştim. Anne olunca hayatın neresinde olduğumu, nereye gitmek istediğimi ve neler yaptığımı hatta ne için yaptığımı takrar bir gözden geçirdim. Aklımda hala bazı soru işaretleri var ve hala bazı şeyleri tam çözebilmiş değilim ( ne yazık ki ). Yavaş yavaş bütün parçalar yerine oturacak, acelem yok.
Bu arada blogumu ne kadar kişi okuyor, yazdıklarım okuyanların ilgisini ne kadar çekiyor yada yazmak bana ne kazandırıyor gibisinden sorulara kendimce bir cevap bulamayışımda yazmaya ara vermemin bir nedeni açıkçası. Anlayacağınız kafamda bir sürü soru döndü dolaştı 2 aydır. Bundan sonrası için benimle düşüncelerinizi paylaşırsanız beni gerçekten çok mutlu edersiniz.

Tabi ben bu süre zarfında boş boş durmadım. Güzel güzel ciciler yaptım. Kısa kısa onlardan bahsetmek istiyorum.

Evimizin girişine asmak için benim ve eşimin isminin yazılı olduğu bir tablo yaptım kanaviçeden. Özellikle Elif ' in ismini yazmadım yarın, öbür gün kardeşi yada kardeşleri olduğunda onlara haksızlık olmasın diye. Bu yüzden de ona ayrıca bir tablo yaptım, üzerinde isminin ve doğum tarihinin yazılı olduğu. Bu tabloyu da Eşimin bir müşterisinin yurtdışından ithal ettiği küçük bebekle süsledim ( biraz inceleyince yapılamayacak birşey olmadığını fark ettim.) Birde daha önceden işlediğim ekmekliği çerçevelettim.

Bebekli bir hayatta böyle hobilerle ilgilenmek gerçekten çok güç. Hatta öyle ki işlemeyi v.s geçin bunların çerçeveciye gitmesi-alınması bile ayrı bir iş haline geliyor. Hatta öyle ki son yaptığım işleri taksi tutup onu aldırmaya göndermek zorunda kaldım ve bu arada evin her tarafı nerdeyse yaptığım tablolarla dolunca bende bir süre kanaviçeye ara vermek konusunda bir karar verdim, bundan sonrası için yeni hobiler peşindeyim.
(Elif' in odasının kapısı)


Şimdilerde kumaş biriktiriyorum, yolum düştüğünde güzel, cicili bicili kumaşlar alıyorum. Onların yıkanması, ütülenmesi bile beni oyalamaya yetiyor açıkçası. Elif biraz daha toparlanana kadar kumaş toplamaya devam, sonrasında dikişe başlayacam.


Aslında dikiş küçüklüğümden beri bende bir tutku, küçükken gördüğüm oyuncak dikiş makinası için annemi ve babamı nasıl ikna etmeye çalıştığımı dün gibi hatırlıyorum. İşte o oyuncak dikiş makinası hala duruyor ve ben onu elif' e verip "haydiii, şimdi dikiş zamanı" diyeceğim ve anne-kız masanın başına oturup dikiş dikeceğimiz günü iple çekiyorum. Aslında bendeki bu dikiş tutkusuna şaşmamak lazım, zira ailemdeki herkes bir dönem bile olsa dikişle içli dışlı olmuş. Hatta öyle ki dedem zamanının en iyi erkek terzilerinden biriymiş ve müşterileri arasında pekçok önemli isim varmış. İşte o günlerden kalma terzi makası ve model mankenin yanında çekilmiş siyah-beyaz resmi bir gün kendi atölyemin duvarına asmak için bir köşede saklıyorum.



Yazmadığım bu süre zarfında nelerle ilgilendim gördünüz.

Bundan sonraki post Elif ile ilgili olacak...