8 Ocak 2008 Salı

Sonunda biscornu yaptımmm...


Geçen gün Elif için oyuncak bir köpek yapayım dedim ama baktım kumaşla istediğim sonucu alamayacam yarım bıraktım. Şimdi keçe alacağım günü bekliyorum.

Eskiden olsa sırf bunun için bile Bakırköy' deki Semih Yener' e giderdim. Ama şimdi nerde? İnşallah o günlerde gelecek ve ben aklımdaki bütün malzemeleri alıp, güzel güzel ciciler yapabileceğim.

Herneyse; boş duramıyorum yaaa...

Bende kutuları ve defterleri kapladığım kumaşla ve onun kombini olabilecek bir kumaşla. Biscornu yaptım. Hani şu yabancı bloglarda gördüğüm ama nasıl yapılacağına akıl erdiremediğim iğnedanlık. Yaparkende aklımda hep annanem vardı, bitsin öyle arayacam dedim kendi kendime. Bitti, aradım ve yaptığım biscornuyu annaneme hediye ettim. Haftasonu' da ziyarete gittiğimizde kendisine verdim. Kurstaki kızlara hava atacakmış :)) öyle dedi. Kurdele nakışı kursuna gidiyor da.

Annanemin iki büyük hobisi var. Biri seyahat etmek diğeri de ciciler yapmak. Kışları kurslara gidip yeni şeyller öğreniyor, bahar oldu mu seyahat planlarını yapmaya başlıyor ve sonra da ona ancak cep telefonuyla ulaşabiliyoruz. Aman maşallah diyeyim, sağlığı, sıhati yerinde olsun da gezsin.





Sanırım bu bizim ailede genetik kendimizi avutmak için yaptığımız iki şey var biri ciciler diğeri gezmek. Ben bu aralar çok gezemiyorum diye kendi cicilere verdim. Arada fırsat buldukça böyle güzel cicilerin olduğun bloglarda gezebiliyorum ancak.


Mesela geçenlerde gördüğüm bir atölye acayip hoşuma gitti. Günün birinde benim de böyle bir atölyem olsa ve artık daha profesyonelce şeyler yapıp satabilsem. Sadece bir hayal tabiki...


Tıpkı okul yıllarımda ki butik peynir üretmekle ilgili projem gibi. Bu arada fikrim güzeldi ama hocalarım dahil hiç kimseyi bu işin ne kadar çok tutabileceğine inandıramadım. Ne zaman ülkemizde peynir kültürü gelişir o zaman benim projem yerini bulur. Ve ben o zamana kadar yine yabancıların hazıradığı peynir kültürüne yönelik güzel resimli cici kitaplara bakarım.


Bu arada ülkemizde de benim resimlerini ve tarzını çok beğendiğim bir peynir kültürü kitabı var belirtmeden duramayacağım. Artun Ünsal' ın hazırladığı Süt Uyunca Türkiye Peynirleri, kitabın özel baskısını kendi kütüphanem için saklıyorum ama birde normal baskısı var sürekli ortada duran. Onu hediye ettikçe yerine yenisini alıyorum. İstiyorum ki Peynir sadece çarşıdan, pazardan sofraya konulan bir yiyecek olmasın var olan özelliğini fazladan birkaç kişi daha fark edebilsin.


En iyisi ben şimdilik hayallerimden sıyrılıp gerçek dünyama kızımın yanına döneyim...

2 Ocak 2008 Çarşamba

Bugün bir baktım hemen hemen bütün bloglarda herkes resimlerini blog isimleriyle damgalamış. Sanırım herkes Esra' nın yaşadığı çirkin olayı duymuş yada okumuş.
Haliyle bende okuyunca irkildim, benim başıma gelse ne yaparım dedim. Ya bir tanemin, meleğimin resimlerini biri kendi emmelleri için kullansa ve ben bunun farkına varamasam, korktum.
Blog yazmaya başladığım günden bu yana zaten benzer korkuları içimde yaşıyordum ama hepsi bir korkuydu. Kendi resimlerimi, eşimin resimlerini bloga koymama nedenimde bu korkuydu, en başından beri.
Şimdi aklıma bir sürü kötü senaryo gelmeye devam ediyor ve ben bu korkuyla yazmaya devam edemeyeceğimi, yazsam bile eskisi gibi olmayacağını biliyorum.
Düşündüm taşındım ve blogu sadece davetli okuyuculara açma kararı aldım.
Aklımda ki güzel fikirleri, el işlerimi yada çok özel olmayacak günlük yazılarımı paylaşacağım herkesin okuyabileceği yeni blogumu ise yakında açacağım .

1 Ocak 2008 Salı

2008' e Merhaba


Önümüzdeki sene annanenin yardımıyla değil, kendi ayaklarının üzerinde durabilmen dileğiyle...