29 Kasım 2007 Perşembe

Karlar prensesi

Pazar gününden beri hastayım, kah yatıyorum kah günlük işleri idareten de olsa yapmaya çalışıyorum. Anne olmak buymuş işte, eskiden olsa vurur kafayı iyi olana kadar yatardım ama şimdi nerde... her akşam yatarken yarın bişeyim kalmayacak diye umut edip yatıyorum, sabah biraz daha iyiyim diye kendimi motive edip kalkıyorum ama akşam üstü oldu mu hastayım, daha iyileşemedim diyip ertesi gün için hasta gibi yatma kararı alıyorum ve yatamıyorum.
Hastayım diye Elif' i de birkaç gündür yıkamıyordum dün gece isyan bayrağını açınca mecbur kaldım saat 12 de Elif' i yıkadım. Uyuyacak uykusu var uykuyla boğuşuyor ama uyuyamıyor altı temiz, karnı tok, gazı yok tek eksiği duştu, başladım duşa hazırlamaya, inanırmısınız üstündekileri çıkarmaya başladığım dakika sustu. Elif dün gece rahat uyudu ama zaten hasta olan annesi biraz daha kırık kalktı bu sabah yataktan.
Evin içi 25 derece, biliyorum çok, ama bir derece altına düşmeye başlasın üşüyorum (şimdi hastayım diye kalın bir hırka da var üzerimde) bu yüzden evde benden başka herkes incecik geziyor. Tam bir ev kedisiyim kış geldimi beni kaloriferin yanına koyun başka bişey istemem. Elif benim gibi olmasın, güçlü olsun istiyorum. İnşallah bu bakımdan babasının genlerini almıştır da o rahat eder. Tabi benim onu nasıl alıştıracağıma bağlı bu yüzden annesi ne giyiyorsa Elif ondan bir kat ince giyiyor (sadece evde).


Hasta olmama rağmen bugün dışarı da çıktık, Elif' le biraz gezdik, alışveriş yaptık eve geldik. Yolda bizi görenlerden biri " annesi hasta edeceksin, hava soğuk, bu havada çıkılır mı? "desede biz yürüyüşümüzü yaptık. Tabi aklımda hep acaba hata mı yaptım korkusuyla ama iyi giydirmiştim (ilk defa içine külotlu çorap bile giydirdim). Allah' a emanet. dedim devam ettim. Zaten birisi ne dese Allah' a emanet diyorum (annesi nazar değer yok mu nazarlığı v.b gibi cümlelerde " Allah' a emanet " dediğim gibi).
Nazara inanıyorum ve biliyorum ki inandığım içinde değiyor. Elif' imi de Allah' a emanet ediyorum ki o korusun, saklasın, beklesin, bir nazar boncuğu değil.



Herneyse doktor kontrolümüzden bahsedecektim. Yine bir saat bekledik ama bu sefer onu dert edemeyecek kadar düşünceli çıktım hastaneden. Elif geçtiğimiz aylara nazaran bu ay daha az kilo almış, mama takviyesi dedi doktor. O dakika bir daha buraya gelmeyecem dedim içimden, Bir doktorun bu kadar kolay mama takviyesi demesi beni kızdırdı. Ben bile biliyorum ki mamaya başlayan çocuk anne sütünü o kadar erken bırakır. Emzik konusun da bir hata yaptık istemeyerekte olsa ( annem sağ olsun ). Bir hata daha yapmaya niyetim yok. Belki doktor sözü dinlemem gerekir ama kendi çocuğumu kendi doğrularımla büyütecem (tüm sorumluluğunu da alıyorum) sonuçta bende azımsanamayacak kadar bu konularda bişeyler okuyor, araştırıyorum. Tüm bunlar beynimden geçiyor ama bir yandan da moralim sıfır olmuştu bile (üstelik o günden bu yana hala aynı stresle yaşıyorum). Stres yapmamalıyım, vazgeçmemeliyim biliyorum ama herşeyden önce bende insanım ve bir anneyim panikledim doğrusu (içimde iki insan var gibi bişey, zaten bu yazdıklarımı okunca sizde anlayacaksınız.)
Elif zaten bu ay başından beri (emziği vermeye başladığımızdan beri) az emiyordu. Ben bunu hemen fark edip doktora sırf bu sebep için gitmiştim, doktor normal yeni doğan kadar sık emmez demişti, sonra kusmalarını kafaya takıp onun için gitmiştim, test yaptık o da temiz çıktı. Bu ay nerdeyse her hafta bir kere doktora gittik, sırf ay sonunda bir eksiği bişey olmasın, eğer bişey varsa önlemini alalım diye. Çünkü ben sonradan ilaçmış, mamaymış gibi müdaheleleri sevmem başta yanlış yapılan bişeyi düzetmekten yanayım. Hastaneden eve döndüğümüz o günden beri neler düşünmedim ki; bir makina alıp sütü sağıp sağıp biberonla vermeyi (etrafını takip etmeye başladı uzun süre emerken konsantrasyonu dağılıyor) bile düşündüm. Biberonla içeceğinden emin olsam alacaktım, denedim. Biberondan içmedi dedim ki yok artık sütümü istemiyor ah ahhh... sonunda mama aldık. Onu da yemedi bende ohhh canıma minnet dedim. Şimdi sütümden güzelce emmeye başladı. Ben Elif' in neden az kilo aldığını yada neden çok iştahlı bir bebek olmadığını biliyorum isterdim ki doktor bu konularda benden biraz bilgi alsın yada benim moralimi bozmasın, çünkü (kendi söyledi) kilosu hariç herşeyi gayet sağlıklı, gelişimi güzel şimdi 300 gr için değermiydi.
Bu arada Elif' le yaptığımız otuma, kalkma gibi hareketleri doktora gösterdim hiçbir sakıncası yok dedi. Hatta oturma için iyi yapıyorsunuz dedi ama ayağa kalkması gereksizmiş (onun görüşü ).
Yeni bir doktor arayacam....

24 Kasım 2007 Cumartesi

Yine doktor kontrolü...

Dün sabah sağlık ocağından aradılar yine (yine diyorum çünkü düzenli olarak arıyıp hatırlatıyorlar, randevu veriyorlar) bebeğinizin aşı günü geldi diye. Elif' in bugün doktor kontrolü var, doktorla konuştuktan sonra hastanede yaptırırım belki diyordum ama bu kadar ilgiye, alakaya dayanamadım( doğrusu en azından aşı gününde kızım biraz rahat etsin diyip evimize 150 m uzaklıktaki sağlık ocağını tercih ettim).
Doktorumuzun ilgisinden çok memnunuz ama hastanede randevularda çok büyük karışılıklar oluyor ve neredeyse her gidişimizde en az 1 saat bekliyoruz, doktorumuzun elinde değil biliyorum ama bu durum hiç hoşuma gitmiyor, eşim artık gelmek istemiyor yada gelse bile proğramı aksadığı için bizi orda bırakmak zorunda kalıyor. Eğer bugünde aynı problemi yaşarsak hastane yönetimine şikayet maili atacam. Bu iş bilboardalara, otobüslerin üstüne reklam vermekle olmuyor sonuçta bu üstümüze giydiğimiz bir marka yada aldığımız bir ürün değil. İnsanlar canlarını ve canlarından çok sevdikleri yakınlarını emanet ediyorlar ve bence böylesi mühim bir konuda bir hastanın tavsiyesi yada şikayeti pek çok insanı etkileyecektir, resmen tehdit edecem kafaya taktımmm.
Ve tabiki başka bir doktor arayacam. Özel doktoru pek tercih etmek istemiyorum, hastane bana daha güvenilir geliyor, acil bir durumda en azından hemen müdahale şansı v.s var. Tabi önemli olan iyi bir doktor bulmak. Bakalım herşey bu sabahki randevuya bağlı. Şimdiye kadar yaşadığımız şansızlık mıydı yoksa hastanenin rutini miydi?
Bu arada merak ediyorum bütün ilçelerin sağlık ocakları bu kadar ilgili mi? Belediyelerin hakkını yiyoruz ama bazı hizmetleri yada jestleri insanı çok şaşırtıyor doğrusu. Mesela evlendikten 3 ay sonra eve bir hediye paketi gelmişti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden içinde güzel bir mesaj, bir fotoğraf albümü, anahatarlık v.s vardı geçenlerde de kızımızın doğumunu tebrik eden bir kart geldi, eee güzel ne diyim.
Bu arada hizmet v.s demişken geçen günde back-up'tan aradılar tabi onlar arayana kadar bende böyle bir hizmetten haberdar değildim, haberdar oluncada son bir senedir ıvır zıvır yaşadıklarımızı düşününce daha önce sen nerdeydin back-up diyip back-up ailesine katıldık. İyi mi yaptık kötü mü bilmiyorum zaman içinde görecez ama arkasında güçlü bir holding olması da güven vermedi değil hani.
Herkes uyudu, bende yatsam iyi olacak bilgisayarı kapatmak için gelmiştim,takıldım kaldım.

22 Kasım 2007 Perşembe

Minik Meleğim

Bir hafta olmuş yazmayalı, bu zaman içinde diğer blogları bile takip edemedim şimdi bilgisayarın başına oturunca ne çok özlemişim beee... dedim. Hani bazıları için çay, kahve yada sigara ne ise benim içinde öyle olmuş. İyi mi, kötü mü bilmiyorum, tartışmaya açık bir konu. Hem bütün hayatı eşi ve kızı olan bir anne olarak hemde havaların bir iyi bir kötü olduğu şu günlerde kendimi böyle oyalıyor, avutuyorum kim ne derse desin.
Annem gelmişti annanemin ameliyat mevzusunu duyunca ( annanem çok iyi "maşallah", ameliyat olmayınca Didim' e tatile gitti, o kadar iyi yani...) annem burdayken gezdik, özlem giderdik tabi bu arada blogmuş neymiş unuttum. Annem gitti ama bu kezde annemin arkasından ben boşluğa düşmüş gibi oldum. Şimdi anlıyorum ki anne bile olmak beni değiştirmedi ben hala annemin kucağındaki minik kızım. Elif' te mi böyle olacak bilmiyorum ? ama muhtemelen benim kopyam olacak (kesin). Fazla sevgi ve ilgi uyuşturucu gibi bağımlılık yapıyor (bence) benim minik meleğim şimdiden başladı çünkü yabancılamaya, beni sürekli yanında istemeye. Ben artık Elif' e bebek diyemiyorum çünkü artık öyle güzel ne istediğini belli ediyor ki bebek demek tuhaf geliyor. Zaten birçok yerde de 3 ay sonunda bebeklikten çıkmış olduğunu okudum. Marifetlerine gelince;
-oturur durumdayken ellerinden tuttuğumda ayağa kalkmak için kendi çekiyor
-ayakları üstünde çok kısa bir süre bile olsa durabiliyor
-oyun parkında ki oyuncakları kendine doğru çekip ağzına sokmaya çalışıyor ( oral dönem başladı )
-bir elindeki oyuncağı diğer eline alıyor
-ayakta durmak, oyun oynamak yada muhabbet etmek istediğinde ama cevap bulamadığında hemen dudak büküyor

Ve ben; her yeni hareketinde gözlerimde ki minik yaşalarla izliyorum onu.
Biraz şımarık bir kız yaptık Elif' i ama inanın hiç öyle olmasını istemedim, eskiden yapmam dediğim yada ağlasa bile takmam dediğim bütün sözler gitti. Babasıyla konuştuk bir karar alalım ve onu karşımıza alıp güzelce anlatalım dedik ama cesaret edemiyoruz, Elif garip bir biçimde hakkında iyi yada kötü konuşulduğunda anlıyor ve hemen tepkisini veriyor. Geçen gece beni biraz yordu babası da yatmaya giderken "sana kıyamıyorum ama anneni çok üzdün kızım" dedi ve dediğine pişman oldu, hemen gücendi bizim ki önce ağladı sonrada bir süre babasına uzak durdu. Buna benzer birkaç örneğimiz daha var, bir keresinde de ben ayakların kokuyor dedim diye bana gücenmişti. Onu her haliyle o kadar çok seviyoruz ki, yaşattığı hiçbir sıkıntı bize off.. dedirtmiyor bebekleri için offf... layan annelere bir türlü akıl erdiremiyorum. Allah herkese bir bebeğe yada bir çocuğa sınırsız hoşgörü, sevgi ve ilgi gösterebilecek sabır versin.
Aklımda bir kaç küçük şey var onlarıda unutmadan kısacık kısacık yazayım;
Bir bebekten idrar örneği almak meğer ne zormuş ben hiç bu kadar zor olabileceğini tahmin etmemiştim, 6 saatlik bir çaba sonunda örneği aldık, örneğinde yarım saat içinde verilmesi gerektiği için istanbul trafiğine güvenemediğimizden dolayı hastanede bekledik onca saat. Allah' tan herşey normal çıktı, bizimde içimiz rahat etti.
Hamilelikte kullandığım ve hala devam ettiğim demir haplarına ve elevit' e ek olarak tekrar omega 3 haplarına başladım. Balık yiyorum ama yine de tam olarak omega 3 ihtiyacımızı karşıladığıma inanmıyordum bebeklerin bu dönemde de omega 3' e çok ihtiyacı var.

14 Kasım 2007 Çarşamba

Haftasonu

Elif' in gelişimiyle ilgili bana kaynak olabilecek bir kitap arayışı içindeydim uzun zamandır. Sonunda buldum ( Akıllı Bebekler Akademisi ) ama ne yazık ki biraz geç kalmışım, şimdi zararın neresinden dönsek kardır diyerek okuyorum ve istedim ki bunu sizlerde de paylaşayım. (Özellikle bebek bekleyen anneler öncelikli olarak okusun.) Hamilelikte nedense ilk aldığımız ve ilk okuduğumuz kitap "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" oluyor. Bebeğin fiziksel gelişimi ile ilgili meraklarımızı gideriyor, hamilelikte yaşayacaklarımıza dair bilgileri okuyoruz ancak bir bebeğin zihinsel gelişiminin aslında ne kadar önemli olduğunu gözardı ediyoruz. Belki herşeyin nedeni bir bebeğin zihinsel gelişimine yönelik çalışmalara anne karnında başlanması gerektiğini şimdiye kadar kimsenin bize söylememiş olmasıdır. Herneyse çok idealı olmak istemiyorum, daha kitabın başındayım ama okuduklarımdan anladığım bebeğin anne karnından başlayarak 3 yaşına kadar olan sürecin doğru değerlendirildiği takdirde, hayatının temeli oluşturacak bilgileri alabileceği hatta çok erken yaşlarda okumayı öğrenebileceği, en az bir yabancı dili ana dili gibi konuşabileceğinin mümkün olduğu. Kitap izlenmesi gereken proğramaları ve profesyonel anne baba olmak konusunda çok güzel fikirler içeriyor.
Kitaptan küçük bir not:
"Ana rahminde döllenmiş yumurta hücresinin gözle görülebilir bir baş kısmı olmasına rağmen, 9 ay 10 gün sonunda doğan bebeğin baş çevresi ortalama 35 cm' dir. 21 ay sonra yaklaşık 15 cm' lik bir büyüme ile baş çapı 50 cm' ye ulaşır. 219 ay sonra yani yaklaşık 19 yaşında 5 cm' lik bir artışla 55 cm' ye ulaşır." (Bu bilginin verilmesindeki amaç beynin en çok erken bebeklik döneminde geliştiğinin ispatı.)
Elif' le ilgili en büyük korkum; onu hayata nasıl hazırlayacağımı tam olarak bil(e)mediğim için geri dönüşü olmayan hatalar yapmaktı eğer bu kitap sayesinde işin bir ucundan başlayabilirsem içim bir nebze dahi olsa rahat edecek. Kitabı okudukça ara ara kitaptan bahsederim.


Haftasonu ise Elif' i Einstein sergisine götürdük, hava soğuk dışarda gezilmez, alışveriş merkezlerinde de kalabalıkta vakit geçirmeye değmez dedik ve soluğu Maslak' ta yeni açılan Otomotion' da aldık. İyi yapmışız ilk girdiğimizde Elif uyuyordu bizde bu arada girişteki arabaları inceledik derken Elif uyandı. Elif' i slingine koyup başladık sergiyi gezmeye, Elif sergi süresince etrafını meraklı gözlerle inceledi hatta Einstein' nın zamanın göreceliği ile ilgili kuramı üzerine hazırlanan sunuma takıldı kaldı. Onun küçük dünyasında ne ifade ediyordu bilmiyorum ama şimdiden böyle ortamlara girmesi en azından yabancılamaması benim için mutluluk verici. Hem bahsetmiş olduğum kitapla da örtüşen bir gezi oldu. Bundan sonra haftasonlarımızı bu tür aktivitelerle geçirme kararı aldık. Elif doğmadan önce zaten bir kaç sergiyi anne karnında gezme fırsatı bulmuştu şimdi sıra dünya gözüyle görmesinde. Mesela gelecek haftalarda proğramımızda 24 Kasımda S.S.M' inde başlayacak olan Abidin Dino sergisi var.
Eınsteın sergisi' ne dair bir kaç küçük not:
Sunumlar oldukça başarılı hazırlanmış üstelik fizik bölümünden mezun olmuş öğrencilerin canlı anlatımlarıyla daha bir anlaşılır kılınmış. Bir Workshop gibi, anlayamadıklarınıza dair sorular sora biliyorsunuz. Biz serginin 3. gününde ziyaret ettik acaba ilerleyen günlerde de bu heyecanla anlatabilecekler mi çok merak ettim.

Elif için hazırladığım oyuncaktan bahsetmiştim, aklıma gelen oyuncağı yapmaya başladım ama bundan sonrası için ne yapabilirim diye de bir yandan da düşünmeye devam ediyorum. mutlaka benim gibi çin malı oyuncakların ne kadar sağlıklı olup olmadığıyla ilgili kaygılar taşıyan anneler vardır ( Avrupa' nın en büyük oyuncak zincir mağazası bu sıralar oldukça büyük çaplı bir operasyonla binlerce oyuncağı piyasadan çekmeye başladı.) ve olacaktır işte tam da bu noktada sizlerin de neler yapabileceğimizle ilgili fikirlerini merak ediyorum. Amacım çocuklarımız için hem eğitici, öğretici yeni oyunlar ve oyuncaklar bulmak hemde onlara güzel hatıralar bırakmak. Gelin hepimiz bir oyun, bir oyuncak tasarlayalım ve bunları birbirimizle paylaşalım. Bugün ilk adımı ben atıyorum ve kanaviçeden işlediğim kitabın örneğini sizlerle paylaşıyorum. ( Ayrıca internetten bulduğum, beğendiğim bazı örnekleri de burda paylaşacağım bundan sonra.

13 Kasım 2007 Salı

Aaah Annanişkom ne kadar çok korkuttun bizi...

Aslında annanem mi korkuttu yoksa dokorlar gereksiz yere bizi nasıl endişelendirdi mi demeli bilmiyorum. Olayı başından analatmak gerekirse; Annanem dün hastaneye koltuk altındaki karıncalanma ve yanma şikayetiyle gidiyor. Doktor gerekli tetkikleri yaptıktan sonra anjiyo yapmalıyız diyor ve bir doktora daha görünün derken bir özel hastanenin adı geçiyor herneyse o doktora da göründükten sonra değişen birşey yok acilen anjiyo yapılmalı deniliyor. Annanem de; bu stresi ne daha çok yaşamak nede işi uzatmak istiyor. "Ameliyatı olayım bitsin" diyor. Annanemim anjiyo olacağı haberi eş, dosta haber verirken bir yandan da soruluyor "ne yapalım"? Bir başka doktor tavsiye ediliyor ve annanemler benim doğum yaptığım hastaneye yönlendiriliyor orda prof. dr. İsmet Dindar' ın da bir değerlendirmesini almak için. Veee; bu değerlendirmeler neticesinde anjiyoya gerek olmadığı öğrenildi. Anlayacağınız işin içinde başka bir iş varmış. Özel hastanelerin böylesi çok olduğu bir dönemde hastaya hasta değil de müşteri gözüyle bakılıyor.
Bir araba almadan önce bile test sürüşü yapıyoruz yada eve bir alet alınacağında eş dostun tavsiyelerine kulak veriyoruz. Canımızı emanet edeceğimiz doktora güvenmek, inanmak istiyoruz haliyle ama işte böyleleri de var dedirtecek olan doktorlar da var onun için insanın hastayken bile omuzlarını düşürmeden güçlü olması, bir değil birkaç tetkikin sonunda ameliyata karar vermesi gerekiyor. Şimdi düşünüyorum da annanem dün geceyi yoğun bakımda geçirecek bizlerde bu sabah hastane koridorunda onu bekliyor olacaktık çok şükür ki annanem dün geceyi evinde ve kendi yatağında geçirdi şimdi bu sabahta kızları ve geliniyle bir kahvaltı keyfi yapacak. ( bakalım ben ve Elif orda olabilecekmiyiz? )
Dün Elif' inde doktor kontrolu vardı, Allah' a çok şükür şu an bir rahatsızlığı kalmadı ama ben yinede bir gösterdim. Galiba biz çok pimpirikli bir aileyiz :) Şimdi idrar testleri yapacaz, kusmanın sebebi reflü mü yoksa idrar yollarında bir probelem mi var diye. Büyük ihtimalle bebeklerde olan bir türlü reflü çıkacak ama ben aklımdan çıksın istiyorum.
Bu arada dün hastanede olmamız sebebiyle haftasonumuzdan bahsedemedim. Şimdi kısaca yazayım sonra anlatacaklarım var. Pazar günü Einstein sergisine gittik otomotion' a. Elif' in 3 aylık bir bebek olarak bu sergiden bişey anlamayacağını düşünebilirsiniz ama bence yazacaklarımı okumadan böyle bişey düşünmeyin. Şimdi çok fazla vaktim yok ama bir ara mutlaka yazacam.
Annanem çook geçmiş olsun, Allah sana sağlıklı uzun ömürler nasip etsin inşallah... M & S & E

10 Kasım 2007 Cumartesi

Bir kadın ne ister?

Böyle tatlı bir kızın annesi olmak...
Bazen bunalır insan uzaklara gitse geçecek gibi gelir herşey. Halbuki uzakta geçen günün ardından en çok özlenilen yine ev olur. Sıcaklığı, kokusu, rahatlığı hiçbir yerde yoktur çünkü. Bir süre sonra ayağınıza gelen ikramlar ve de hiçbir iş yapmak zorunda olmayışınız bile keyif vermez, keşke evimde olsaydım bir çay yapsaydım, kendi bardağımda, kendi koltuğumda oturup etraf ne der demeden sevgilimin omzuna yaslanıp bir yudum alsaydım dersiniz, hatta evimde olsaydım da süpürseydim, silseydime kadar bile gider bu iç geçirmeler. İnsanın kendi evinin işini gönül rahatlığıyla yapması bile lükstür bazen ve işte bazen insan tüm bunların değerini unutup uzaklara gitmek istiyorum der. Dedim çünkü biliyorum ama sonrasında yaşayacaklarımı da bildiğim için uzaklara gitmek, evimden ayrı kalmak istemiyorum. Sıkıldım, bunaldım ama geçecek, biliyorum.
Eskiden (eşimi tanımadan önce) canım sıkıldıkça hatta sıkılıp sıkılıp yer değiştirdikçe düşünürdüm nerde olmak, ne yapmak beni gerçekten mutlu ederdi diye. İşte bugün tam o gün olmak istediğim yerdeyim (çok şükür) evimde, eşimin ve kızımın yanındayım.
Tam da bunları düşünürken kendi kendime Bir kadın gerçekte ne ister ? sorusu takıldı kafama. Acaba bir ben miyim böyle yoksa her kadın içinde hep aynı özlemimi yaşar? Bence bir kadını en çok mutlu edecek şey sıcacık bir yuva, sevgi dolu, anlayışılı bir eş ve mutluluğu pekiştircek çocuklardır.
Bir kere biz kadınlar anne olmak için proğramlanmışsız, bunu anne olunca çok daha iyi anladım. Desem ki şimdi size ben hayatımın anlamını bir bebeğin gözlerinde buldum size şaka gibi gelir ama gerçek. O küçücük gözlerini gözlerime kilitlediğinde, kalabalığın içinde bile beni seçtiğinde yada sadece sesimi duyup çevresinde beni aradığında onun küçücük dünyasında ne kadar önemli olduğumu hissediyorum ve o dakika dünya gözümden siliniyor; diyorum ki ne kariyer, ne para hiçbiri bu duygunun yerini tutamaz. Ne büyük bir mucizesin, ne büyük bir lütufsun. Benim içime annelik duygusunu veren senin içine anne sevgisini vermiş ve bizi birbirimize sımsıkı bağlamış.
Birgün o da anne olacak, benim geçtiğim bu yoldan o da geçecek ve şimdi ben ona nasıl örnek olursam o da benim gibi bir anne olmak isteyecek. Çünkü bende annem gibi bir anne olmak istiyorum. Hayatını, ömrünü bana ve kardeşime adayan mutluluğun resmini bizim gülen yüzümüz olarak çizen annem gibi bir anne olmak için tüm çabam. Annemin yemekleri gibi lezzetli değil yaptığım hiçbir yemek yada onun kadar iyi beceremiyorum ev işlerini ama onun gibi hamarat, onun gibi marifetli olmak istiyorum. Bir kız annesini örnek alır siz ne derseniz diyin bu evin düzeninden tutunda akşam eşine yaptığı çay servisine kadar böyledir.Adına ev hanımlığı denilen ama aslında annelik olan meslek hiç kolay değilmiş şimdi anladım. Şimdi çevreme daha bir dikkatli bakıyorum kim ev hanımı kim anne diye. Ev hanımı çok ama anneyim diyecek anne az.
Annelik dedim durdum ya sanmasın ki erkekler bir kadın için dünya sadece çocuk doğurmak ve onu büyütmek demek. Bir kadın için dünya; bir erkeği hayatının merkezine koyup sırf onu mutlu etmek ve ona layık olabilmek için yaşaması demektir aslında. Bir kadının bir erkeği eş olarak seçmesi kendisini hak edecek kadar önemsemesindendir ve bir erkeğe eş olması ona layık olma çabasıdır ve bu çaba adına annelik denilen kutsal meslektir. Bugün anneysem bu benim için bir gururdur ve tüm çabam eşime layık olabilmek.

8 Kasım 2007 Perşembe

Elif' e oyuncak yapıyorum

Çin malı oyuncakların ne derece sağlıklı olup olmadığıyla ilgili kaygılarımdan sonra. Ben neden bişeyler yapmıyorum dedim kendi kendime. İki gündür de nasıl bişeyler yapabileceğimle ilgili kafa patlattıktan sonra işin içine birde uygun örnekler bulmak eklenince baya bir sıkıntı yaşadım ama deydi. Elif' in çok özel bir oyunu, bir oyuncağı olacak (inşallah) çocuklarına saklayabileceğini, benden ona çok özel bir hatıra olacak bu oyuncak.

Bir oyuncak kitabı hazırlıyorum şu an, henüz kapak kısmını işliyorum, üzerinde Elif' in ismi ve doğum tarihi olacak. İçinde aşağıdaki çeşitli oyuncak resimleri olacak. Bu kitap bittikten sonrada bir küp hazırlayacam üstünde yine bu oyuncak resimlerinin olduğu. Amacım küpü yere atıp çıkan oyuncak resmini kitaptan bulmasını sağlamak. Öyle bir oyun, böyle bir oyuncak uydurdum kendi kendime. Elif' e de sürekli uslu dur ki çabuk bitsin diyorum, akıllı kızım sözümü dinliyor. Bu oyuncak sayesinde hem benim biraz kafam dağılıyor (fena halde kendimi kaptırmış durumdayım eşimin işten geç gelmesi bile çok etkilemedi bu kez.) hemde bir oyuncağımız olacak.

Oyuncağı işlerken aklıma annemin 2. sınıfa giderken yaptığı bir süpriz geldi. En sevdiğim bebeğime benden gizli bir elbise örmüştü ve okuldan döndüğümde bebeğimin üstünde yeni bir elbise görünce ne çok mutlu olmuştum. Bugün bile hatırladığım o mutluluğun benzerini dilerim kızımda bir gün yaşar, annesinin onun için özene bözene hazırladığı oyuncağa baktıkça.
Nasıl vakit bulduğuma gelince gerçekten zorrrr. İşte bu yüzden ne kadar zamanda biter orasını pek kestiremiyorum.Bir yandan ev işleri bir yandan Elif hanımın günlük ihtiyaçları bakalım artık. Yine de mutluyum, huzurluyum tek başıma üstesinden gelebildiğim için, bu da ayrı bir gururmuş. Kendimi bile şaşırtıyorum.

.

5 Kasım 2007 Pazartesi

3 Kasım 2007 Cumartesi

Kahve dedim,doktor dedim, aşı dedim, vitamin derken laf geldi nerelere :)


Sonunda nasip oldu kahve keyfi. Kızım bile halimden anladı da hiç ses çıkarmadı. Boşuna demiyorum Elif' im sen beni üzmüyorsun senin çocuklarında seni üzmesin diye (inşallah üzmezler) ...
Bugün için doktora gidecez demiştim, kendi doktorumuz da bir türlü randevu bulamadım, en erken 12 Kasım' da. Hadi dedim çok acil bişey yok bekleyelim ama dün yine az süt içip çok kusunca dayanamadım. Başka bir doktora gittik. Bu kısımdan fazla bahsetmeyecem çünkü pek tatmin olmadım bu muayeneden eve döner dönmezde hemen kendi doktorumuzdan randevu aldım. Şimdi 12 kasımı bekleyecem.
Elif' in kilosu v.s oldukça iyi şimdilik bir sorun yok. Bunları zaten biliyorum, devamlı kontrol ediyorum. Ben sadece bundan sonrası için endişeleniyorum. Bir haftadır bu kadar az emmesi ve arada sırada da olsa fışkırtırcasına kusması içime kuşku düşürüyor. Hoş artık yenidoğan kadar sık emmesini beklemiyorum ama annelik iştee, çocuğum doymuyor mu acaba demeye şimdiden başladım. Allah yardımcım olsun.
Birde Elif' e bugün pnömokok aşısı yaptırdık. Pnömokok aşısı çocukları pnömokok adı verilen tehlikeli bir bakterinin yol açtığı enfeksiyonlardan korumak üzere hazırlanmış, bu bakteri 2 yaş altı ve 65 yaş üstü kişilerde zatürrenin en sık görülen etkeniymiş, ayrıca, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu ve menenjit gibi başka bazı ciddi enfeksiyonlara da yol açabiliyormuş. Bugün 1. dozu yapıldı ocak ayında 2. dozu yapılacak, bir iki ay sonrada 3. dozu. Karma aşı gibi yani.
Şimdiye kadar Elif' e hiç vitamin vermemiştik. Günde 10 dk güneş alması D vitamini ihtiyacını karşılamaya yetecekken mevsim ve istanbul şartları itibariyle bizde artık kullanmaya başlayacağız galiba.
Aslında keşke çocuğumu tamamen doğal şartlarda bütütebilseydim. Geçen akşam onu düşündüm kendi kendime. Çimenlere basamadan, toprakla oynayamadan, kedilerin peşimden koşamadan, otlardan evcilik yemekleri yapamadan büyüyecek Elif. Ben gitsem ona en güzel oyuncakları alsam hangi birinin yerine geçebilir ki? Ben yine nispeten şanslı bir çocuktum İstanbul'un daha yeşil olduğu bir zamanda, bir sahil şeridinde, site içinde toprakla, otla oynayarak büyüdüm. Çok şanslıymışız çoooook kıymetini bilememişiz, şimdi anladım anne olunca. Ahhhh annecim, babacımmmm kocaman öpüyorum sizi :) ...
İnsan evlenmeden, çocuk sahibi olmadan önce dünyayı başka gözle görüyor sonra başka. Görmediğin önemsemediğin bir çok şey sonra hayatın anlamı oluyor. İnşallah geç kalmamışızdır çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için.
Kahve dedim, doktor dedim, aşı dedim, vitamin derken laf geldi nerelere :) çocuklarımıza daha iyi bir gelecek, daha temiz bir dünya bırakmak dileğiyle, iyi geceler....
Bu arada söylemeyi unuttum resimdeki masa örtüsü kanaviçe, ben işledimmm....

2 Kasım 2007 Cuma

Ben mi abarttım...

Sabah anne ve bebişi' nin postunda anne-oğul kahve keyiflerini okunca ilk aklımdan geçen cümle bu oldu. Günlerdir canım cheesecake ve kahve istiyor bir yandan cheesecake tarifi arıyorum bir yandan da yanında kahve içemedikten sonra ne yarar diyip duruyorum. Anlayacağınız yine kendi kendime eziyet ediyorum. Vücut istiyorsa vereceksin, mahrum bırakmanın anlamı yok ama gelde bunu iç sesime anlat. Onun için mi yazıyı okur okumaz koştum mutfağa, sıvadım kolları. 4 paket labne yokmuş, 2 pakette görmez işimi, en iyisimi bu seferlik tiramusu yapayım dedim, yaptım. Akşama bitanem gelsin birlikte güzel bir kahve keyfi yapalım. Bu akşam şımartacam kendimi.
Aslında garip olan ben hiç kahve falan içmem, çok fazla tatlı da aramam. Ne oldu bana böyle?anlamıyorum. Kendimi bildim bile tek yeşil çay içerim, onu da şekersiz içerim. Arada canım değişiklik istediğinde de meyve çayı, bitki çayı falan. Evde kaç çeşit çay var bilmiyorum, saymıyorum. İstermisiniz bundan sonra kahve çeşitlerini toplıyım eve. Herneyse ben şimdi yine yaseminli yeşil çayımdan içeyim...